SEZGİN İLDEŞ
Randevu Al
← Tüm yazılar

İnsan gelişimi · 5 Temmuz 2026

Gerçeklikte Kalmak: Duygudan Kendiliğe Uzanan İçsel Harita

Bu yazı, iki Analiz Atölyesi dersindeki kavramsal çerçeveyi öğrenmeyi kolaylaştıracak biçimde yeniden düzenler. “Bilinçaltı”, “içsel sistem”, “onarım” ve benzeri ifadeler burada klinik tanılar olarak değil, derslerde kullanılan açıklayıcı kavramlar olarak ele alınmıştır.

Blog yazısı görseli

Blog yazısı görseli

Akşam saat sekiz.

Bir ebeveyn çocuğuna üçüncü kez sesleniyor:

“Odandaki eşyaları toplar mısın?”

Ses yok.

Beş dakika sonra koridordan geçerken odanın hâlâ dağınık olduğunu görüyor.

Önce omuzları geriliyor. Ardından çenesini sıkıyor. İçinden bir cümle geçiyor:

“Beni hiç önemsemiyor.”

Arkasından ikinci cümle geliyor:

“Ben söylemesem bu evde hiçbir şey yapılmayacak.”

Sonra üçüncüsü:

“Bana saygı duymuyor.”

Artık yerdeki çorap yalnızca bir çorap değildir.

Bir anda saygının, değerin, ebeveynliğin, sorumluluğun sembolüne dönüşmüştür.

Ebeveyn odaya girer:

“Kaç kere söyleyeceğim sana!”

Çocuk da:

“Tamam ya!”

diye karşılık verir.

Şimdi iki kişinin de sesi yükselmiştir.

Fakat küçük bir soru bütün hikâyeyi değiştirebilir:

Gerçekte ne oldu?

Çocuk odasını toplamadı.

Bu gerçek.

Peki:

“Beni önemsemiyor.”

da aynı ölçüde gerçek mi?

İşte bu yazıdaki bütün yolculuk bu küçücük aralıkta başlıyor:

Olan şey ile bizim ona yüklediğimiz anlam arasındaki aralıkta.


Bu yazının hafıza haritası

Blog yazısı görseli

Altı imgeyi aklında tut:

🧭 Pusula: Gerçeklik ve analiz

Neredeyim? Gerçekte ne oluyor?

🚨 Duman alarmı: Hassasiyet ve duygu

Alarm gerçek; ama gerçekten yangın var mı?

✊ Sıkılı yumruk: Tutunma ve acı

Bir şeyi tutmak başka, bırakamayacak kadar sıkmak başka.

🌊 Nehir: Bırakma ve direnç

Akıntıyla birlikte hareket etmek, kendini suya teslim edip boğulmak değildir.

🪞 Ayna: Erdem, doğallık ve kendilik

İçerideki hâlim ile dışarıdaki davranışım ne kadar uyuşuyor?

🌉 Köprü: Bağlanma ve temas

Kendimi kaybetmeden sana yaklaşabilir miyim?

Bu altı imgeyi hatırlarsan yazının büyük bölümünü yeniden kurabilirsin.


1. 🧭 Pusula: “Haklı mıyım?”dan önce “Gerçekte ne oluyor?”

Blog yazısı görseli

Koridordaki sahneye geri dönelim.

Yerde çoraplar var.

Çocuk oyun oynuyor.

Ebeveynin kalbi hızlanmış.

İlk soru çoğu zaman şudur:

“Ben haksız mıyım yani? Üç kere söyledim!”

Fakat analiz başka bir soru sorar:

“Buradaki farklı gerçekleri ayırabilir miyim?”

Tek cümlelik öz

Gerçeklik, her durum için ezberlenmiş tek bir doğru cevap değil; yaşanan durumu mümkün olduğunca açık biçimde analiz edebilme kapasitesidir.

Derslerde gerçeklik fikri; doğaya uygun yaşama, akla uygun yaşama, erdem ve kendilik kavramlarıyla birbirine bağlanıyor. Buradaki “akıl”, yalnızca soğuk mantık anlamında kullanılmıyor; duygunun yarattığı ilk yorumdan biraz geri çekilip ilişkileri görebilme yeteneğine işaret ediyor.

Bir olayda en az dört şeyi ayırmak işe yarar:

Olay: Ne oldu?

Duygu: İçimde ne uyandı?

Yorum: Bu olayı nasıl anlamlandırdım?

Davranış: Sonra ne yaptım?

Biz bunları genellikle tek paket hâlinde yaşarız.

“Çocuk beni sinirlendirdi.”

cümlesi bu yüzden yanıltıcı olabilir.

Çocuğun davranışı dış olaydır.

Öfke sizin yaşadığınız duygudur.

“Beni umursamıyor” ise yorumdur.

Bağırmak ise davranıştır.

Dördü aynı şey değildir.

Ana olayda nasıl görünür?

Dışarıdaki olay: Çocuk odasını üç hatırlatmaya rağmen toplamamış.

Bedensel/duygusal tepki: Omuzlarda gerilim, öfke.

Zihnin otomatik yorumu: “Beni önemsemiyor.”

İlk davranış dürtüsü: Odaya girip ses yükseltmek.

Daha gerçekçi alternatif: “Oda toplanmamış. Bunun nedenini henüz bilmiyorum.”

Seçilebilecek davranış: Önce durumu anlamak, ardından sınırı açıkça ifade etmek.

Gerçeklik çocuğun mutlaka haklı olduğu anlamına gelmez.

Ebeveyn de haklı olabilir.

Çocuğun odasını toplama sorumluluğu olabilir.

Ama:

“Odası dağınık.”

ile

“Bana saygı duymuyor.”

arasında hâlâ bir yorum köprüsü vardır.

Duygu ≠ gerçeklik

Bir duygunun gerçek olması önemlidir.

“Değersiz hissediyorum.” gerçekten yaşadığınız bir deneyimdir.

Fakat:

“Değersiz hissediyorsam demek ki değersizim.”

sonucu zorunlu değildir.

Hafıza cümlesi:

Duygun gerçektir; duygunun anlattığı hikâye ayrıca incelenmelidir.

Aktif hatırlama

Bir duygunun çok güçlü olması, o sırada yaptığımız yorumun da mutlaka doğru olduğunu gösterir mi?


2. 🚨 Duman alarmı: Hassasiyet bugünün sesini neden büyütür?

Blog yazısı görseli

Bir duman alarmı düşün.

Alarm çalıyor.

Sesi gerçektir.

Ama alarmın çalması evin mutlaka yanıyor olduğunu göstermez.

Tostu biraz yakmış da olabilirsin.

İç dünyamızdaki bazı hassasiyetler de böyle çalışabilir.

Tek cümlelik öz

Hassasiyet, bugünkü küçük bir dokunuşun geçmişten taşınan anlamlarla daha büyük yaşanmasına yol açabilir.

Birisi:

“Bunu daha iyi yapabilirdin.”

der.

Bir kişi bunu geri bildirim olarak duyar.

Başka biri:

“Yine yetersizim.”

diye yaşar.

Bir başkası:

“Beni küçümsüyor.”

diye hisseder.

Kelime aynı.

Fakat değdiği yer farklıdır.

Derslerde özellikle yetersizlik, değersizlik, suçluluk ve utanç üzerinden bunun birçok örneği veriliyor. Bir duyguyu fark etmenin ardından “Bu bana neden bu kadar ağır geliyor?” sorusu devreye giriyor.

Ana olayımızdaki ebeveyn için dağınık oda şu hassas noktaya dokunuyor olabilir:

“Kimse beni dinlemiyor.”

Belki bugünkü çocuk bunu hiç söylemedi.

Ama geçmişte defalarca yaşanmış “sözümün önemi yok” deneyimleri bugünkü sahnenin sesini yükseltiyor olabilir.

Bu noktada “bilinçaltı” kelimesini büyülü bir kutu gibi düşünmeye gerek yok.

Bu yazıda daha basit bir anlamda kullanalım:

Geçmiş öğrenmelerin ve otomatik duygusal çağrışımların bugün çok hızlı biçimde devreye girmesi.

Ana olayda nasıl görünür?

Dışarıdaki olay: Oda hâlâ dağınık.

Duygusal tepki: Öfkenin altında incinme/yetersizlik hissi.

Otomatik yorum: “Beni kimse dinlemiyor.”

İlk dürtü: Çocuğa “Sen zaten hiçbir sorumluluğunu yapmıyorsun!” demek.

Daha gerçekçi alternatif: “Şu anda tepkim odanın dağınıklığından daha büyük olabilir.”

Davranış: Birkaç saniye durup hangi duygunun yükseldiğini ayırt etmek.

Utanma ≠ utanç

Bir davranışımızın uygun olmadığını fark edip mahcup olabiliriz:

“Sesimi yükselttim, keşke yapmasaydım.”

Bu, ilişkiyi onarmaya götürebilir.

Ama:

“Ben zaten berbat bir ebeveynim.”

dediğimizde davranıştan benliğe geçeriz.

Kısaca:

Utanma: “Yanlış bir şey yaptım.”

Yoğun utanç: “Ben yanlışım.”

Hassasiyet ≠ zayıflık

Hassas bir alanın olması insanın “bozuk” olduğu anlamına gelmez.

Buradaki mesele hassasiyeti fark etmektir.

Çünkü alarmın sesini duymamak çözüm değildir.

Alarmı yangın zannetmek de değildir.

Hafıza cümlesi:

Geçmiş bazen bugünün sesini yükseltir; ama mikrofonu ona vermek zorunda değiliz.

Aktif hatırlama

“Beni umursamıyor” cümlesi bir olay mı, duygu mu, yoksa yorum mu?

3. ✊ Sıkılı yumruk: Tutunma acıyı nasıl büyütebilir?

Blog yazısı görseli

Elini sık.

Bir kalemi hafifçe tut.

Sorun yok.

Şimdi kalemi bütün gücünle sık.

Bir dakika sonra yorulmaya başlarsın.

Kalem değişmedi.

Senin onunla ilişkin değişti.

Tek cümlelik öz

Bir şeyi önemsemek başka; onun mutlaka istediğimiz biçimde olması gerektiğine tutunmak başka.

Budist gelenekte dukkha genellikle “acı”, “ızdırap” veya daha geniş biçimde “tatminsizlik” olarak çevrilir. Upādāna ise “tutunma/kavrama” anlamında kullanılır. Deşifrede bu iki terim yer yer birbirine karışmış; akademik kaynaklarda upādāna tutunmayı ifade eder. Budist düşünce acının ortaya çıkışını tek başına “duygu”ya indirgemez; cehalet, arzu ve kavrama/tutunma gibi daha geniş bir nedenler ağı söz konusudur. (Stanford Felsefe Ansiklopedisi)

Biz gündelik hayata dönelim.

Ebeveynin başlangıç isteği:

“Çocuğum odasını toplasın.”

Makul.

Sonra iç cümle değişiyor:

“Ben söylediğim anda yapmalı.”

Bir adım daha:

“Yapmıyorsa bana saygı duymuyor.”

Bir adım daha:

“Benim çocuğum bana böyle davranamaz!”

İşte yumruk giderek sıkılıyor.

Derslerde “hırs” için kullanılan öğretici tanım burada işe yarıyor:

Bırakamayacak kadar bağlanmak.

Bunu tarihsel Budizm'in teknik “hırs” tanımı olarak değil, derslerde kullanılan pratik bir açıklama olarak düşünmek gerekir.

Ana olayda nasıl görünür?

Olay: Oda toplanmadı.

Duygu: Öfke ve değersizlik hissi.

Yorum: “Beni dinlemiyor.”

Tutunma: “Ben söylediysem hemen yapmalı.”

Dürtü: Kontrolü artırmak.

Alternatif: “Sınır koyabilirim ama bütün olayın benim istediğim anda çözülmesini kontrol edemem.”

Davranış: Net bir beklenti ve sonuç belirlemek.

Bırakmak ≠ vazgeçmek

Burası kritik.

Tutunmayı gevşetmek:

“Boş ver, odasını hiç toplamasın.”

demek değildir.

Şöyle diyebilirsin:

“Odanın bugün toplanması gerekiyor. Bunu senden bekliyorum.”

Ama içeride:

“Bunu yapmazsa benim değerim azalıyor.”

yükünü bırakabilirsin.

Yani sınır devam eder, iç savaş azalabilir.

Gerçek şiddet, ihmal veya haksızlık söz konusu olduğunda da aynı ayrım önemlidir: kişinin kendi duygusunu analiz etmesi, dışarıdaki zararı küçümsemek veya zararlı davranışı kabul etmek anlamına gelmez.

Hafıza cümlesi:

Sınırı tut; yumruğu değil.

Aktif hatırlama

Bir beklenti hangi noktada makul bir istek olmaktan çıkıp tutunmaya dönüşür?


4. 🌊 Nehir: Bırakmak pasiflik değildir

Blog yazısı görseli

Bir nehir düşün.

Su aşağı doğru akıyor.

Sen suya girip:

“Bugün ters tarafa akacaksın!”

diyorsun.

Nehir cevap vermiyor.

Sen yoruluyorsun.

Tek cümlelik öz

Bırakmak, gerçeğe teslim olup edilgenleşmek değil; değiştiremeyeceğimiz şeyle gereksiz mücadeleyi azaltarak değiştirebileceğimiz şeye yönelmektir.

Daoist düşüncede wu wei (wuwei) çoğu zaman “nonaction” diye çevrilir; fakat tamamen hiçbir şey yapmamak anlamına gelmez. “Zorlamayan”, “cebri olmayan” ya da “kendiliğinden akışa uygun” eyleyiş gibi yorumlar vardır. Ziran ise “kendiliğindenlik/doğallık” anlam kümesine yakındır. (Stanford Felsefe Ansiklopedisi)

Buradaki nehir metaforu bize önemli bir ayrımı öğretiyor.

Çocuğun geçmişte odasını toplamamış olması değiştirilemez.

Şu anda öfkelenmiş olman da zaten gerçekleşmiştir.

Bunlarla savaşmak:

“Öfkelenmemeliyim!”

diye yeni bir mücadele başlatabilir.

Ama bundan sonra ne yapacağın hâlâ açıktır.

Duyguyu bırakmak ne olabilir?

Önce:

“Öfke var.”

Sonra:

“Altında önemsenmeme hissi olabilir.”

Sonra:

“Bunun burada olmasına birkaç saniye izin verebilirim.”

Bu, çocuğun davranışını onaylamak değildir.

Duygunun hemen ortadan kalkmasını zorlamamaktır.

Derslerde bunun karşısına bastırma ve duyarsızlaşma konuluyor. “Boş ver”, “umurumda değil” gibi cümlelerle duygunun üzerini örtmek ile duyguyu hissederek onun içinden geçmek birbirinden ayrılıyor.

Ana olayda nasıl görünür?

Olay: Çocuk toplamıyor.

Duygu: Öfke.

Beden: Çene sıkılı, kalp hızlı.

Otomatik yorum: “Saygısızlık yapıyor.”

Durma: 10–20 saniyelik mesafe.

Gerçekçi alternatif: “Öfkeliyim. Ama şu anda öfkenin söylediği her şeyi yapmak zorunda değilim.”

Davranış: Sakin ama net konuşmak.

Bırakma ≠ duyarsızlaşma

Duyarsızlaşma:

“Hiç umurumda değil.”

Bırakma:

“Umurumda. Hatta canım da sıkıldı. Ama bu duygunun beni sürüklemesine gerek yok.”

Bu nedenle psikolojik sağlamlığı:

“Hiç etkilenmemek”

olarak düşünmek yanıltıcıdır.

Daha işlevsel soru:

“Etkilendiğimde kendimi tamamen kaybediyor muyum?”

olabilir.

“İçsel sistem” konusunda bir sınır

Derslerde acıya direnilmediğinde bedenin “içsel sistemi”nin çalışacağı ve belirli kimyasal süreçlerle onarım gerçekleşeceği anlatılıyor. Bunu yerleşik bir klinik mekanizma veya her insanda aynı şekilde işleyecek kesin bir biyolojik yasa olarak sunmak doğru olmaz. Daha güvenli biçimde şöyle anlayabiliriz:

Duyguyu bastırmadan fark etmek ve ona hemen tepki vermemek, kişinin deneyimini düzenlemesine alan açabilir.

Hafıza cümlesi:

Nehri durdurmaya çalışma; küreği kullanabileceğin yere çevir.

Aktif hatırlama

Bırakmak ile “Ne yaparsa yapsın” demek arasındaki temel fark nedir?


5. 🪞 Ayna: Erdem, doğallık ve kendilik

Blog yazısı görseli

Misafirliktesin.

Çocuğun:

“Ne zaman gideceğiz?”

diyor.

Bir saat daha kalacağını biliyorsun.

Ama onu susturmak için:

“Beş dakikaya.”

diyorsun.

Beş dakika sonra çocuk tekrar geliyor.

Bu kez sinirleniyorsun:

“Bir rahat bırak!”

Aynaya bakalım.

Çocuk problem mi?

Bir parçası olabilir.

Ama başka bir uyumsuzluk daha var:

İçeride bildiğin ile dışarıda söylediğin aynı değil.

Tek cümlelik öz

Kendilik, her aklımıza geleni söylemek değil; iç deneyimimizle dış davranışımız arasında daha dürüst ve gerçekçi bir uyum kurabilmektir.

Derslerde “erdem” kelimesi ahlak dersi anlamından farklı bir biçimde kullanılıyor:

İç-dış uyumu, gerçeklikle uyum ve kendisi olabilme.

Bu, tarihsel Stoacı “erdem” kavramının bire bir akademik tanımı değildir. Stoacılıkta erdem çok daha geniş bir etik sistemin parçasıdır; “doğaya uygun yaşama” ve akıl ile ilişkilidir. Stoacı kaynaklarda “doğayla uyum içinde yaşamak” gerçekten merkezi bir formüldür. (Stanford Felsefe Ansiklopedisi)

Atölye açısından öğretici olan soru şudur:

İçimdeki hâlim ile dışarıdaki hâlim ne kadar uzak?

Ana olayımıza dönelim

Ebeveyn içeride öfkeli.

Ama “iyi ebeveyn olmalıyım” diye yüzüne yapay bir gülümseme takıyor:

“Canım benim, sorun değil.”

Oysa sorun var.

Bir süre sonra daha büyük patlıyor.

Diğer uçta ise:

“Ben samimiyim!”

deyip filtresiz öfkesini çocuğun üzerine boşaltıyor.

Bu da kendilik değildir.

Kendilik üçüncü bir yol arar:

“Şu an gerçekten sinirlendim. Odanın toplanmasını bekliyorum. Bağırmadan bunu söyleyebilirim.”

Samimiyet ≠ filtresiz tepki

Samimiyet:

“Aklımdan ne geçiyorsa dökeyim.”

değildir.

Çünkü ilk dürtümüz her zaman bütün gerçeğimiz değildir.

Daha samimi ifade şöyle olabilir:

“Birkaç kez söylediğim hâlde yapılmaması beni öfkelendirdi. Ama sana ‘beni umursamıyorsun’ demeden önce gerçekten bunun doğru olup olmadığını anlamam gerekiyor.”

İyi olmak ≠ iyileşmek

Derslerin güçlü ayrımlarından biri de burada ortaya çıkıyor.

“İyi anne kızmaz.”

“İyi insan hayır demez.”

“Olgun insan kırılmaz.”

Bu tür ideal kimlikler bazen insanı gerçek duygusundan uzaklaştırabilir.

İyileşmek ise önce gerçeği görmeye izin verir:

“Kızdım.”

Sonra:

“Kızdım diye bağırmak zorunda değilim.”

Kendilik, duyguyu reddetmek ile duygunun kölesi olmak arasındaki yerdir.

Hafıza cümlesi:

Ayna rolünü değil, yüzünü göstermeli.

Aktif hatırlama

Kendin olmak neden “aklına gelen her şeyi yapmak” anlamına gelmez?


6. 🌉 Köprü: Bağlanmak, kendini kaybetmeden yaklaşabilmek

Blog yazısı görseli

Çocuk sakinleşmiş.

Ebeveyn de sakinleşmiş.

Şimdi iki ayrı kıyı var.

Bir kıyıda ebeveyn:

“Sorumluluk öğrenmesini istiyorum.”

Diğer kıyıda çocuk:

“Oyunu bırakmak istemedim.”

İki kıyının da var olması mümkündür.

Köprü, bir tarafın yok olması değildir.

Tek cümlelik öz

Sağlıklı temas, ne kendimizi silmek ne de karşı tarafı silmektir.

Derslerde bağlanma ile tutunma sürekli birbirine yaklaşıyor fakat aynı şey değiller.

Birini sevebilirsin.

Ona yaklaşabilirsin.

Onunla güçlü bir bağ kurabilirsin.

Ve yine de onun bütün davranışlarını kontrol etmek zorunda olmayabilirsin.

Kaynaklardaki en dikkat çekici örneklerden biri, sevgi arttığında ortaya çıkan:

“Ya onu kaybedersem?”

korkusu.

Burada anlatılan yorum şu: Yakınlık bazı kişilerde eski korkuları harekete geçirebilir ve kişi sevgiden geri çekilebilir. Bunu evrensel bir yasa veya her ölüm düşüncesinin açıklaması olarak görmek doğru olmaz; fakat kişinin kendi örüntüsünü incelemesi için güçlü bir sorudur.

Ana olayda bağ nasıl korunur?

Ebeveyn:

“Odanın toplanmasını istiyorum.”

diyebilir.

Çocuk:

“Şimdi yapmak istemiyorum.”

diyebilir.

Bağ kurmak:

“Tamam, o zaman hiç yapma.”

demek değildir.

Şöyle olabilir:

“Şimdi yapmak istemediğini anlıyorum. Yine de bu akşam tamamlanması gerekiyor. Oyunu kapatmak için on dakikaya ihtiyacın varsa bunu konuşabiliriz.”

Burada üç şey aynı anda korunur:

Çocuğun duygusu görülür.

Ebeveynin sınırı kaybolmaz.

İlişki savaş meydanına dönüşmez.

Bağlanma ≠ sınırsızlık

Birini sevmeniz:

her davranışına katlanmak,

hayır diyememek,

kendi ihtiyaçlarınızı yok saymak,

şiddet veya kötü muameleyi normalleştirmek

anlamına gelmez.

Özellikle gerçek bir zarar söz konusuysa, içsel analiz güvenlik ve sınırların yerine geçmez.

Hafıza cümlesi:

Köprü iki kıyıyı birleştirir; hiçbirini yok etmez.

Aktif hatırlama

Bir ilişkide hem bağ hem sınır aynı anda nasıl korunabilir?


Bütün modeli tek sahnede birleştirelim

Blog yazısı görseli

Şimdi ebeveynin başına gelenleri ağır çekimde izleyelim.

Dış olay:

Çocuk odasını toplamadı.

🚨 Hassasiyet tetiklendi:

“Dinlenmiyorum, önemsenmiyorum.”

Duygu yoğunlaştı:

Öfke + değersizlik/yetersizlik hissi.

Otomatik yorum oluştu:

“Bana saygı duymuyor.”

✊ Yoruma tutunuldu:

“Ben söylediysem yapmak zorunda!”

Dürtüsel tepki:

“Sen zaten hiçbir şeyi dinlemiyorsun!”

🧭 Gerçeklik daraldı:

Çocuğun davranışı, ebeveynin bütün değerinin göstergesi hâline geldi.

🪞 Kendilikten uzaklaşma:

Ebeveyn istediği gibi değil, hassasiyetinin ittiği gibi davranmaya başladı.

🌉 Bağ zayıfladı:

Çocuk savunmaya geçti.

Onarım yönündeyse:

Fark et:

“Şu anda çok yükseldim.”

Dur:

Hemen konuşma.

Adlandır:

“Öfke var; altında önemsenmeme hissi olabilir.”

Ayır:

“Odanın dağınık olması gerçek. ‘Beni sevmiyor/saymıyor’ yorum.”

🌊 Kontrol alanını belirle:

Geçmişi değiştiremem. Çocuğun zihnini yönetemem. Kendi davranışımı seçebilirim.

🪞 Kendilik:

“Öfkeliyim ama bağırmak istemiyorum.”

🌉 İfade et:

“Odanın bugün toplanmasını bekliyorum. Bunu nasıl tamamlayacağını konuşabiliriz.”

Bu model kusursuz ebeveyn üretmez.

Zaten amaç o değil.

Ama otomatik tepkinin görünür hâle gelmesini sağlar.


En çok karıştırılan kavramlar

Blog yazısı görseli

Kısa kavram sözlüğü

Analiz: Yaşanan olay, duygu, yorum ve davranış arasındaki ilişkileri ayırt etme çabası.

Gerçeklik: Sabit bir reçeteden çok, yaşanan durumu mümkün olduğunca açık biçimde görebilme ve analiz edebilme kapasitesi.

Kendilik: Kişinin duygu ve ihtiyaçlarını inkâr etmeden, dürtülerinin de otomatik esiri olmadan kendisi olarak kalabilmesi için kullanılan çerçeve.

Bilinç: Derslerde daha çok analiz eden, ilişkilendiren ve gerçekliği değerlendiren taraf için kullanılan kavram.

Bilinçaltı: Geçmiş öğrenmelerin, duygusal çağrışımların ve otomatik tepkilerin alanını anlatmak için kullanılan geniş bir ifade; burada klinik bir tanı değildir.

Hassasiyet: Bazı olayların kişide geçmiş deneyimlerle bağlantılı biçimde yoğun karşılık bulması.

Tutunma / upādāna: Budist terminolojide kavrama, tutunma. (Stanford Felsefe Ansiklopedisi)

Dukkha: Budist düşüncede acı, ızdırap veya daha geniş anlamıyla tatminsizlik/hoşnutsuzluk. (Stanford Felsefe Ansiklopedisi)

Dao: Daoist düşüncede “yol”; (Stanford Felsefe Ansiklopedisi)

Wu wei: Tam eylemsizlik değil; zorlayıcı olmayan/cebri olmayan eyleyiş fikri. (Stanford Felsefe Ansiklopedisi)

Ziran: Kendiliğindenlik, doğallık.

Stoacılık: Zeno ile başlayan felsefi gelenek. “Doğayla uyum içinde yaşama” önemli etik formüllerindendir. Zeno'nun felsefeye yönelişini bir gemi kazasıyla ilişkilendiren antik anlatılar vardır.(Stanford Felsefe Ansiklopedisi)

Erdem: Bu derslerde özellikle gerçeklikle ve iç-dış uyumuyla ilişkilendiriliyor.

Duyarsızlaşma: Acıyla karşılaşmamak için hissetme alanının kapanması şeklinde kullanılan ifade.

Bastırma: Rahatsız edici duyguyu fark etmek yerine onu hızlıca susturma veya üzerini örtme çabası.


Kendine uygulamak için 5 soruluk mini analiz

Blog yazısı görseli

Bir sonraki yoğun olayında kağıda yalnızca şu beş soruyu yaz:

Kamera kaydı olsaydı dışarıdan ne görürdük?

Bedenimde ve duygumda ne oldu?

Zihnim olaya hangi hikâyeyi ekledi?

Bu hikâyeye ne kadar sıkı tutunuyorum?

Hem kendimi hem karşımdakini silmeden ne yapabilirim?

Sonra aynı modeli üç farklı alanda dene:

İş: Müdür mesajına geç cevap verdi.

İlişki: Eşin akşam sessiz.

Öğrenci: Öğrencin söylediğin çalışma planını yapmadı.

Her seferinde olay–duygu–yorum ayrımını yapabiliyor musun?


Aktif hatırlama: Yazıya bakmadan cevapla

Pusula imgesi hangi iki ana fikri temsil ediyordu?

Duman alarmı neden duygu ile gerçekliği ayırmak için iyi bir metafordur?

Tutunma ile sınır koymak arasındaki fark nedir?

Bırakma ile duyarsızlaşmayı nasıl ayırırsın?

Kendilik neden “içimden ne geliyorsa yaparım” anlamına gelmez?

Ana olayın onarım zincirini en az beş basamakla sıralayabilir misin?

Cevaplara geçmeden önce gerçekten durup anlatmaya çalış.

Hatta daha iyisi:

Bu modeli 12 yaşındaki bir çocuğa anlatıyormuş gibi sesli biçimde 60 saniyede özetle.


Kısa cevap anahtarı

1. Gerçekliği analiz etmek ve “haklılık” yerine olan şeyi bütün olarak görmeye çalışmak.

2. Alarmın çalması gerçektir; fakat alarmın yorumladığı tehlikenin gerçekten var olup olmadığı ayrıca araştırılır. Duygu da gerçektir, fakat ürettiği yorum ayrıca incelenir.

3. Sınır, davranış için beklenti belirler; tutunma çoğu zaman olayın mutlaka bizim istediğimiz biçimde gerçekleşmesini içsel zorunluluğa dönüştürür.

4. Bırakmada duygu fark edilir ve hissedilebilir; duyarsızlaşmada “umurumda değil” diyerek temas kesilebilir.

5. Çünkü dürtü, kişinin bütün kendiliği değildir. Kendilik duyguyu fark ederken davranışı da seçebilme alanını korur.

6. Örneğin: fark et → dur → duyguyu adlandır → yorum ile olayı ayır → kontrol alanını belirle → davranışı seç → açıkça ifade et → bağ ve sınırı koru.


1–3–7–14 günlük tekrar programı

1. gün: Haritayı çiz

Kağıda yalnızca şunları çiz:

🧭 → 🚨 → ✊ → 🌊 → 🪞 → 🌉

Her resmin yanına kavramını yazıya bakmadan yaz.

Sonra ana zinciri bir kez anlat.

3. gün: Üç vaka üret

Bir çocuk, bir eş ve bir iş örneği oluştur.

Her birinde:

olay → duygu → yorum → davranış

ayrımını yap.

7. gün: Karıştır ve ayır

Kendine şu çiftleri sor:

duygu / yorum

sınır / tutunma

bırakma / duyarsızlaşma

samimiyet / dürtüsellik

iyi olmak / iyileşmek

Her çifte kendi hayatından bir örnek üret.

14. gün: Öğretme testi

Hiçbir nota bakmadan birine şu soruyu cevaplar gibi anlat:

“Bir çocuk odasını toplamadığında neden mesele bazen yalnızca dağınık oda olmaktan çıkar?”

Eğer hassasiyet → duygu → yorum → tutunma → tepki → gerçeklik/kendilik → bağ zincirini açıklayabiliyorsan, kavramları artık yalnızca tanımıyor; birbirleriyle ilişkilendiriyorsun.


Blog yazısı görseli

Bir cümlede bütün yazı

Duyguyu inkâr etmeden, duygunun ürettiği hikâyeyi gerçekliğin tamamı sanmadan ve kendimizi kaybetmeden davranış seçebildiğimiz yer, kendilikte kalmaya başladığımız yerdir.

Blog yazısı görseli

Notları yazan ve derleyen: Psikolojik Danışman Sezgin ildeş

Kendiniz için daha uygun bir yön arıyorsanız, görüşme talep edebilirsiniz.

Görüşme talep et